Kahvenin Tarihçesi Kökeni Ve Yayılışı

Posted on Ağu 23 2015 - 11:19pm by Serdar

Kahvenin Tarihçesi Kökeni Ve Yayılışı
Kokusuyla, tadıyla adeta müptelası olduğumuz kahveyi, Nazlı Pişkin in anlatımıyla daha yakından tanımaya, tarihsel yolculuğuna eşlik etmeye ne dersiniz?

40 Yıl Hatırı Olan İçecek Kahve

ister güne başlamak için ister gün ortasında biraz soluklanmak ya da günün yorgunluğunu atmak için olsun kahve, ah o sıcak ve siyah İçecek hep hayatımızda. Belki bazen tek başımıza içmek de keyif verir ama “gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül sohbet ister kahve bahane- deyişinin hatırlattığı gibi gönlün asıl istediği kahvenin kendinden ziyade kahve yudumlarken eşle, arkadaşla edilen sohbetin keyfidir. Yüzyıllardan beri kültürümüzde keyif, dostluk, anlaşma, sohbet, lal kavramlarıyla anılan bu içeceğe gelin biraz daha yakından bakalım; adıyla sanıyla, tarihiyle tarifiyle kısa bir kahve yolculuğuna çıkalım.

Kahvenin TarihçesiKahve, Rubiaceae familyasına bağlı Coffea cinsi tropik, kışın yaprağını dökmeyen küçük bir ağacın adı olduğu gibi, bu bitki türlerinin tohumlarına ve bu tohumların kavrulup çeşidi yöntemlerle suyla pişirilmesiyle hazırlanan içeceğe verilen ad. Kahve bitkisinin tohumlan, içerdiği kafeinden dolayı uyancıdır. Vatanı Güney Afrika olan Coffea’nın ana türleri Coffea arabica ve Coffea robusta’dır (bu tür artık C. canephora olarak adlandırılmaktadır). Daha az bilinen başka Coffea türleri Batı Afrika’da yetiştirilmektedir.

Anavatanı Etiyopya olan kahve, 15. yüzyılın sonunda Ortadoğu, Yakındoğu ve Kuzey Afrika’da da tüketilir hale gelmişti O dönemde Etiyopya dan getirilen kahve bitkisinin Yemen de yoğun bir tarımı yapılıyordu. Kahve bitkisi, 18. yüzyılın ilk yansında Amerika kıtasına götürüldü ve bu kıtada kurulan kahve plantasyonlarında yapılan üretimle kahve üretiminde bu\ük bir artış görüldü. Kahve bitkisinin çeşitli alt türleri  Asya, Afrika ve Amerika’nın  tropik bölgelerinde yetiştirilir Günümüzde Brezilya en büyük kahve yetiştiricisidir Jamaika Meksika, Endonezya, Hindistan, Kenya, Tanzanya ve Etiyopya ticari ölçekte kahve tarımının yapıldığı öteki ülkelerdir.

kahvenin yararları Kahvenin Osmanlı Topraklarına Gelişi
Türkçe’deki kahve sözcüğü, Arapça “fcahvali” sözcüğünden gelir. Arapça “kahvah” sözcüğü ise, kahve bitkisinin anavatanı olan Etiyopya’nın güney kısmında bulunan ve kahve yetiştirilen yaylaların bulunduğu Kaffa Bölgesi’nin adıyla, başka bir ifadeyle bu sözcüğün söylenişinin bozulmuş haliyle bağlantılıdır. Kahvenin Istanbul, Anadolu ve Rumeli’de ilk olarak ne zaman tüketildiği tartışmalıdır. Ancak 17. yüzyılda yaşamış Osmanlı tarihçisi ve coğrafyacısı Kâtip Çelebi’nin verdiği bilgiye göre kahve, 950/1543 yılında İstanbul limanında işlem görmüştür. İstanbul’da ilk kahvehaneler bir görüşe göre 1553 yılında, başka bir görüşe göreyse 1554-1 555 yılında HalepIi Hakem adında bir tüccar ve Şamlı Şems adında bir efendi tarafından açılan ve her ikisi de Tahtakale’de bulunan kahvehanelerdir. Kahve, İstanbul’da kısa süre içinde popüler oldu ve etrafında bir tüketim kültürü oluştu. 17. yüzyılın ilk yarısında, İstanbul’da zaman zaman uygulanan çok sert yasaklarla defalarca kapatılmasına rağmen kahvehaneler varlığını sürdürmüş ve IV. Mehmed’in saltanatının ilk yıllarında yasağın kaldırılmasıyla birlikte kahve, yerini sağlamlaştırmıştır. Hem de ııe sağlamlaştırmaK, kültürün ayrılmaz bir parçası haline gelmiş! Öyle ki kahvenin sabah öğününden sonra içilmesi âdet olduğundan, sabah öğünü bile kahve ile ilişkilendirilerek, kahveden önce anlamında “kahve altı” olarak adlandırılmış, sonradan da bugün bildiğimiz şekli olan kahvaltı haline dönüşmüştür. Kahvenin Avrupa’da tanınması ve yayılması İse 1 7. yüzyıla denk düşer ve bu macera ayrıca işlenmesi gereken başlı başına bir konudur.

kahvenin tarihi
Kahvenin Kökeni ve Yayılışı

Kahve o kadar cezbedici, öyle kendine çeken bir içecek ki, yaygınlaşmaya başladığından beri hakkında yazılar, kitaplar yazılıyor. Batılı seyyahlar ve yazarlar da Osmanlı topraklarına geldiklerinde kahveyi araştırmaktan kendilerini alamamışlar.

İşte bu seyyahlardan biri de Fransız Antoine Galland. Galland’m kahve üzerine yazdığı eseri L’Oriğine el les Progres du Cafâ (Kahvenin Kökeni ve Yayılışı), ilk baskısı 1699 yılında yapılmış bir nefis kitaptır. Fransa’nın Osmanlı elçisi M. de Nointel’in heyetinde kütüphaneci ve elçinin özel sekreteri olarak 1670- 1675 yıllarında İstanbul’da bulunmuş olan Galland, Anadolu, Trakya, Makedonya seyahatlerinde elçiye eşlik etmiş, halkın yaşayışını ve çeşitli konularda duyduğu haberleri, edindiği bilgileri ayrıntılı olarak günlük şeklinde de yayınlamıştır. L’Origine et les Progres du Ccıfe (Kahvenin Kökeni ve Yayılışı) Galland’ın 1696 Aralık ayında M. Chassebras de Camaille adlı kişiye yazdığı bir araştırma raporu mektubudur. M. Chassebras de Camaille, Galland’dan İstanbul’da kahve tüketiminin kökeni konusunda bir araştırma yapmasını istemiş, Galland da mektubunda “Bayım, talep ettiğinizden fazla bilgi bulacaksınız; çünkü yalnızca İstanbul’da kahvenin kökenini öğrenmekle kalmayıp kahvenin İstanbul’a gelmeden önceki kökenini ve günümüze kadar yayılışını da bulacaksınız,” diye yazdıktan sonra satırlarına devam eder.
Kahvenin Tarihçesi Kökeni Ve Yayılışı

Osmanlı Döneminden Kahve Tarifleri

Bu güzel eserde, o dönemde kahvenin nasıl içildiğine dair bilgiler de yer alır. “Türkler, kahveyi çok sıcak içmekle kalmayıp genellikle çok da sert içerler, bu kahveye ağır kahve, köylü kahvesi, başka bir deyişle çok kuvvetli kahve derler. Başkalarının acı bulduğu bu kahveyi şekerle tatlandırmazlar. Kahveyi şekerle tatlandıranlar İstanbullu Hıristiyanlar’dır, AvrupalI 11 iristiyan.Lar da böyle yaparlar.” Bu bilgiden, kahvenin şekerli veya sade içilmesinin kesin bir aynın olarak görüldüğü anlaşılıyor. Oysa bugün bu tamamen ortadan kalkmış bir durumdur. Son birkaç yıldır aromalı Türk kahveleri satışta, bilhassa damla sakızlı kahve oldukça ilgi görüyor. İçine baharat katılarak kokulandırılmış kahve aslında yem bir şey değil ama uzun zaman unutulmuş. Osmanlı döneminde de aromalı kahveler yaygındı; hem de bugünkü çeşitlerinden çok daha fazlası vardı. Galland’tn kitabından bu konuda da şunları Öğreniyoruz:

“Bazıları her fincan kahveye çok küçük bir damla amber esansı koyarlar ama bu daha çok sarayda ve zengin konaklarında yapılır. Bazılarıysa kahvenin miktarına göre ikiye bölünmüş bir veya iki karanfil tanesiyle bir miktar kuvvetli badincan-1 hindi dedikleri yıldız anasonla, diğerleriyse cardamomum minus tohumu olan kakuleyle kaynatırlar. İki adet kakule çekirdeğinin kahveye verdiği tadı bilirsiniz. Konstantinapolis’ten geldiğim zaman size tattırma onurunu yaşamıştım; ama siz Paris’te de kakule bulabilirsiniz, aktarlarda satılıyor. Yıldız anasonuysa Ispanya’daki elçilik görevini tamamlayıp dönerken M. de la Vauguion’a getirtin; ama M. de la Vauguio onu çay gibi içer, ben bu yöntemi uygun bulmuyorum.”

İster kendine has o güzel kokusunu tercih ederek sade kahve ister aromalı kahve için; nasıl olursa olsun yeni yılda da kahveniz bol kopuklu, gönlünüz ferah, sohbetiniz ballı olsun!

Bir önceki yazımız olan Amatör Seracılık başlıklı makalemizde Amatör Seracılık ve Seracılık hakkında bilgiler verilmektedir.

Leave A Response